Altın Portakal'a Gidiş

09 Ekim 2008 Perşembe

Bu gece Altın Portakal Film Festivali için Antalya’ya gidiyorum. Merakla beklediğim filmleri beş gün boyunca izleme fırsatını bulacağım. Uzun zamandır beklediğim Nuri Bilge Ceylan’ın “Üç Maymun” adlı filmini izlemeyi de çok istiyordum; fakat bu film biz döndükten sonra yayınlanacak, neyse sağlık olsun onu da gidip sinemada izleriz artık.

Yönetmenlerin ve sinema bölümü öğrencilerinin hayallerini süsleyen altın portakalı şimdilik sadece uzaktan göreceğim. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde derken bir gün ödüle uzanırız belki de. Bakalım hayat sürprizlerle dolu. Güzel anılarla dönmek dileğiyle.


Yazının devamını okuyun...>>

Bir Tutam Gözyaşı

24 Eylül 2008 Çarşamba

Gittin… Ardına bile bakmadan gittin.
Ne olursa olsun, kim giderse gitsin ağlamayacaktım, söz vermiştim kendime... Gözyaşına, umutsuzluğa, karamsarlığa yer yoktu artık hayatımda. Zorlandım, ama başardım bunu. Sen gidince katık ettim sevdamı, içime attım her şeyi. Gözyaşlarımı bir kişiye bile göstermedim. Sanki gözümden akan yaşları bir kişi bile görse senin sihrin bozulacaktı. Ağlama diyeceklerdi, beni teselli edip seni kötüleyeceklerdi, biliyorum.İşte o zaman seni kalbimin en ücra köşesine taşıyacaktım. Yapmadım bunu, yapamadım belki de. Hep olduğun yerde kal istedim. Sanki hayatımda her zaman vardın ve olmaya da devam edecektin.
Kendimi kandırdığımı mı düşünüyorsun? Evet, farz edelim ki öyle, ne olmuş yani, hayal etmek ne kadar kötü olabilir ki bu kadar kirliliğin arasında? Bence yaptığım “şey” yapılan birçok “şey” arasında çok masum bir yere sahip. Bu masumiyetimin esas sahibi seni arıyorum, çok mu yakınsın bana yoksa çok mu uzak? Nerdesin, lütfen söyler misin?



Yazının devamını okuyun...>>

Bir Gençlik Dizisi

21 Eylül 2008 Pazar

Birkaç gündür neredeyse yapışmış olduğum bilgisayarın başından kalkıp, diğer mecralarımdan biri olan televizyonun karşısına geçtim. Birkaç saat önce biten “Kavak Yelleri” dizisi ekrandaydı. Diğer bir adıyla Dawson’s Creek’te diyebiliriz bu diziye. Yabancı bir diziden neredeyse bire bir uyarlanan veya çalınan(detayını bilmiyorum) bu dizi Dawson’s Creek’in Türk televizyonlarındaki versiyonu. Bilenleriniz vardır, yabancı dizilerin Türk toplumuna göre şekillendirilip yeniden piyasaya sürülmesi çok moda oldu şu sıralar.
Kavak Yelleri’ni geçen sene izlediğimde sempatik bir gençlik dizisi olarak yer edinmişti aklımda. Önceleri kahramanlarımız lise öğrencisiydi, sıkı dostlukları vardı. Dışardan bakınca vay be ne arkadaşlıkmış bunların ki de denecek cinsten. Fakat zaman ilerledikçe kahramanlarımız geç kalınmış aşkları da tatmaya başladılar elbette. Şimdi burada oturup sizlere diziyi baştan aşağı anlatacak değilim. İzleyenleriniz zaten dizide neler olup bittiğini benden iyi biliyordur. Kavak Yelleri’nin yabancı bir diziden uyarlandığını (uyarlandığını diyorum, kibarlık biz de kalsın) söyleyen bir arkadaşım dizinin ilerleyen bölümlerinde Efe’yle Aslı arasında bir şeyler olacağını söylemişti. Yuhhh! Olur mu lan öyle şey! şeklinde vermiştim ilk tepkimi. Sonra durdum, düşündüm olur mu olur dedim. Tabi arkadaşım bunu söyledikten çok uzun bir süre sonra gerçekten gerçekleşti bu olay. Ben de çevremdeki diğer arkadaşlarıma bahsetmiştim bu konudan. Aslı şöyle böyleymiş, sevgilisinin en yakın arkadaşıyla aşk yaşayacakmış dedim. Neredeyse herkesin tepkisi aynı oldu: yabancı versiyonunda yapmışlardır ama Kavak Yelleri’nde böyle bir şey olmaz. Aha da size kapak olsun Aslı bugünkü bölümde misler gibi de öptü Efe’yi :) Uzun süredir Efe’nin yapamadığını Aslı bugün yaptı ve çekti çocuğu delikanlı gibi öptü. (höönk, ne delikanlısı) Aman siz ne bakıyorsunuz benim delikanlı gibi dediğime, bizim toplumumuzda böylelerine başka bir şey denir de neyse bu konulara girmemek en iyisi :) Bizim kötü kalpli prensesimiz Mine, Deniz’i uyardı: bak oğlum yanlış yapıyorsun bu kız seni boynuzluyor, sen halâ kıza şirin görünmek için uğraşıyorsun. Yok efendim yok, aşkın gözü kördür misali, sen zaten kötü kalpli prensessin, yalancısın diyerekten, Deniz, Mine’yi tersleyiverdi. Oysa esas oğlan düşünmedi mi ki her kötünün içinde bir iyi vardır geyiklerini; demek ki düşünememiş. Eee boşuna demiyoruz aşkın gözü kör olmasa da en azından şaşıdır diye. Neyse değerli okur, yazının üst bölümlerinde de bahsettiğim gibi Aslıcık, Efecik’i öpüverdi. Efecik boş kalır mı hemen karşı atağa geçti ve Aslı’yı öpmeye başladı. Bu sırada, herkese karşı masumca duygular besleyen (ühü ühüü) Deniz, büyük aşkı Leyla için aman ne Leyla’sı frekans karıştı Aslı için şarkı söylemeye başladı. Ama gözleri fıldır fıldır etrafı tarıyor, çünkü Aslı ortada yok. Ve işte tam da bu esnada kötü kalpli prenses Mine devreye girdi. Hee bu arada tüm bu anlattığım olayların bir düğün esnasında geçtiğini belirtmem de fayda var. Nitekim en can alıcı nokta da burası; çünkü bütün Urla cümbür cemaat düğünde. E haliyle kahramanlarımızın aileleri de düğünde bulunuyor. Bu dipnotu aktardıktan sonra yeniden melek yüzlü, kötü kalpli cadı Mine’ye dönelim. Mine, Aslı’yla Efe’nin mercimeği fırına verdiklerini görüyor ve tüm kalabalığın görüş açısındaki üst kısımda öpüşen Aslı ve Efe’nin önündeki perdeyi küçük bir hamleyle kaldırıyor. Amanııınn o da nesi, Deniz başta olmak üzere herkesin gözleri şehvetli bir şekilde öpüşen bu çifte kayıyor. Aslı’nın mazlum annesi, tutucu babası ve Efe Kaygısız’ın neredeyse tüm sülalesi bu durum karşısında şoka girmiş gibi görünüyor. Derken, bizim çılgın âşıklar öpüşmeyi bırakıp şöyle bir etrafa bakıyor. Etraftaki insanların kendilerini dikizlediklerini fark ettiklerindeyse iş işten geçmiş oluyor.
Kavak Yelleri’nin bu haftaki bölümü işte bu şekilde son buldu. “Arkadaşımın aşkısın” gibi konularda tavrı net olan Türk toplumu bakalım bu gençlik dizisini yeni yayın saati ve gidişatıyla birlikte çok fazla yadırgayacak mı, yoksa kahramanlarımızı bağırlarına basıp bunlar bizim çocuklarımız mı diyecek, göreceğiz.

Sevgiler, saygılar, iyi seyirler...



Yazının devamını okuyun...>>

Yol Ayrımı

19 Eylül 2008 Cuma


Birlikte çıktık tütsü kokan küçük odadan. Upuzun bir yol vardı önümüzde. Hızlıca yürüdük. Ara sıra kaçamak bakışmalarımızla birbirimize yakalandık. Sen dedi, sen beni sevmiyor musun? Sustum, hiçbir şey söyleyemedim. Yüzü asıldı bir an. Evet, sen beni sevmiyorsun, tam tahmin ettiğim gibi. Hayır, öyle değil dedim. Peki ne söylesene açıkça dedi. Etraf ne kadar kalabalık, ne kadar kirli dimi dedim. Ne saçmaladığımı sordu.Ruhum da aynı buralar gibi kalabalık, kirli ve çok sefil. Bunu temizlemek için neye ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Belki de sana ihtiyacım vardır. Ama sadece belki dedim… Sen delisin dedi. Durdum ve sadece gözlerinin içine baktım. Sonra yürümeye devam ettim. Arkamdan gelip sertçe kendisine doğru çekti beni. Yüzüne bakamadım, evet öyleyim demekle yetindim. Sen çok karanlıksın dedi hem de alabildiğine karanlık. Umursamadım… Öyle olduğumu bildiğim halde umursamadım ve hayatımın en büyük kibrini bir maske gibi yüzüme takıp, git dedim ona. Beni upuzun yollarda arkalarına bile bakmadan terk edenlere inat bu sefer ben terk ediyorum. Git buradan, “özgürsün!”


Yazının devamını okuyun...>>

Nerde Kalmıştık?

17 Eylül 2008 Çarşamba


Ne uzun zaman olmuş bir şeyler yazmayalı… Hem tanımadığım okurlardan, hem de kendi çevremden neden yazmıyorsun eleştirileri çoğalmaya başladı. Ben de aldım kalemi elime (ne kalemi, bilgisayar çıktı mertlik bozuldu) bir şeyler karalamaya başladım.
Üç aylık yaz döneminden sonra yeniden Ankara maceram başlamış bulunmakta. Son sınıfa geçmiş olmanın mutluluğunu ve hüznünü bir arada yaşıyorum şu sıralar. Bir yanım; okul bitsin de git işine gücüne bak ekmeğini kazan diyor, bir yanım ise; ulan bir daha nerden bulacaksın bu günleri diyor. Her iki yanım birbirini yiye dursun biz bakalım keyfimize sevgili okur.

Kendi açımdan baktığımda verimli bir yaz geçirdiğimi söyleyebilirim. Bir buçuk aylık bir staj sürecini ve bolca yatışı geride bırakmış bulunuyorum. Umarım bu yaz sizin için de verimli geçmiştir. Bu verimli sözünden, Bodrum, Çeşme, Antalya, Marmaris gibi şehirlere giderek değerli komşularımız Rusları tavlama manasını çıkarmıyorsunuz değil mi? Heh iyi… Ne bileyim artık aklımız başka yönde çalışmaz oldu da ondan dedim yani :)

Yaz boyunca bütün televizyon kanallarında hangi ünlü kiminle çimiyor, hangisinin bikinisi daha seksi gibi haberlere maruz kaldığımız için, toplum olarak beklentilerimiz ve düşüncelerimiz bu yöne kaymış durumda. Gerçi şimdi ramazan geldi ya herkes birden dini bütün insan moduna girdi. Televizyon kanallarının tümünde ilahiler, din alimleri, sömürücüler almış başını gidiyor. Nedir bu sapkınlık anlamaya çalışıyorum -halâ-… Yahu, normal zamanda dönüp yüzüne bakmadığınız insanları sırf dindarlar diye ramazan ayında neden kanallara çıkarırsınız anlamak mümkün değil be televizyoncu ağabeylerim, ablalarım. Yok yok anlamak mümkün değil derken lafın gelişi öyle diyorum. Yoksa biliyoruz reyting amcayı çok sevdiğinizi, az biraz sömürüyle reyting amcayı ele geçirebildiğinizi. Sahur programları, reyting rekorları kırar oldu sayın okuyucu, gerisini siz düşünün yani. Normalde kırmızı noktalı yayınların saati olarak beynimize kazınmış olan saatlerde bu sıralar ak sakallı, nur yüzlü dayılar program yapar oldu. Ne diyelim Allah kazançlarını artırsın –âmin-
Neyse efendim konudan sapmış gördüm biraz kendimi, belki de bir aralar popüler olan tabirle daldan atlar gibi oldum bu yazıda. Ama görünen o ki medya üzerine biraz daha fazla yazı yazacağım bu sıralar.

Uzun lafın kısası yeniden selam sana sevgili okur!


Yazının devamını okuyun...>>

Tatil

20 Haziran 2008 Cuma

Malumunuz, okullar tatile girdi.
2 hafta önce bizim tatil de başladı; bundan dolayı çok fazla ilgilenemiyorum blogla.
Bir süre yazı yazamayabilirim, affınıza sığınıyorum arkadaşlar.
En kısa zamanda yeni yazılarla buluşmak dileğiyle :)


Yazının devamını okuyun...>>

Hep Sonradan Sevildim

05 Haziran 2008 Perşembe


Aşklarımın hemen hiçbirinde zamanlamayı çok iyi yapamadım. Ansızın çıkıverdiler hep karşıma, ansızın sevdirdiler kendilerini. Kimisine kendimi sevdirmek için çok uğraştım, kimisi hiç uğraşmamı beklemeden sevdi beni. En güzel aşklarımı, çaba sarf etmemi beklemeden beni seven kızlarla yaşadım. Genelde onlar da bana karşı bir şeyler hisseden kişilerdi. Diğerleriyse ya çetin ceviz olduklarını göstermek isteyen ya da bana karşı bir şeyler hissetmeyen kişilerdi. Bazısı için çok uğraştım, bazısı için değmeyeceğini düşünerek geri çekildim; ama şimdi durup şöyle bir bakıyorum da ben hep sonradan sevilmişim galiba.

Şu klişe zaman muhabbeti vardır ya hani, -zamana bırakalım olursa olur- hep onun kurbanı olmuş gibi hissediyorum kendimi. Bu çetin ceviz olduğunu göstermek isteyen vatandaşlar çoğu zaman bu şekilde yaklaştılar bana. Ama sonuç gayet net: hüsran!
Zaman zaman kaçtım, geri çektim kendimi. İşte bir klişe daha: kaçan kovalanır! Ya bir ay sonra ya beş ay sonra… Ama bu olay sürekli bu şekilde tekrar etti. Onlar bana geldi sonraları, belki yedekte tutacakları birisi lazımdı onlara, belki de yediremediler kendilerine, bilemiyorum. Oltanın ucuna takılan balık misali çırpındım o dönemlerde; ama her seferinde kurtulmayı bildim, acemi avcılardan!

Şimdi geriye dönüp şöyle bir bakıyorum da “ben hep sonradan sevilmişim!” -galiba-


Yazının devamını okuyun...>>

Umudun Yalancısı


Gözlerinde gördüğüm ışıltı hiç sönmesin derken, gönlümdeki uçsuz bucaksız uçurumdan ansızın uçuverdi ve ben ne olduğunu bile anlayamadan bir köşeye çekilip ağladım.
Sen umudumun yalancısı, sadece bir hayalsin artık benim için. Rüyalarımda bile görmek istemediğim, sesini duymaktan kaçındığım, göz göze gelmekten utandığım bir hayal.
Sona ererken bu sevgi, uzun bir süre, çok uzağımda, sessiz kalman dileğiyle…


Yazının devamını okuyun...>>

Hep Böyle Mi Olur?

01 Haziran 2008 Pazar

Hep böyle mi olur?
Hep böyle mi biter?
Bak işte değiştin
Seni de kandırdılar

Nerde düşlerimiz nerde sokaklar
Bir nefesin çıkışı kadar kolaydır ihanet
Biliyorsun biliyorsun

İnsan ümit ederek yaşar
Sen hiç beklemedin
Bulduğunu sandın ama
Kolay değil anlamak


Hep alarak yaşadın
Vermek güçtü biraz
Görmek zaman ister kaçmak en kolay
Biliyorsun biliyorsun

Oysa yitirdiklerimiz
Belki de görmeyi bilemediğimiz
Ve belki bulduklarımız
Zaten unutmaya çalıştığımız

Sen göğsüme vurulan bir zincir gibi
Kopmadın hayret
Ben gecemde gezinen bir suçlu gibi
Yakalanmadın hayret

Bu sözler Düş Sokağı Sakinleri’nin “Hep böyle mi olur? adlı şarkısının sözleri. Durgun, depresif ve yalnız olduğum zamanlarda dinlerim genelde bu şarkıyı. Sözleri çok hoşuma gidiyor, tabi müziği de.
Hep böyle mi olur? Hep böyle mi biter? diye sormak istediğimde, bu şarkı devreye girer.
“İnsan ümit ederek yaşar” sözüyle ümitlerimi canlandırır, ümitlerimle yaşamayı öğretir.
Gümbürtüden uzak, sakin melodisiyle beş dakikalığına alıp götürür beni, gerçeklerimden uzaklaştırır. Eğer sizde beş dakikalığına gerçeklerinizden uzaklaşmanın anlamını merak ediyorsanız, şarkıyı dinleyin. Bana hak vereceksiniz.



Yazının devamını okuyun...>>

Günün Blogu

31 Mayıs 2008 Cumartesi

Bugün -birkaç saat önce- blog sayfama girdim. Uzun zamandır ilgilenemediğim, yazı yazamadığım blog sayfama. Mesaj bırakma köşesinde, günün blogu seçilmişsiniz tebrikler diye bir not gördüm. Bir anda öylesine şaşırdım ki! Ama gerçekten şaşırdım. Arkadaşla bilgisayar başındaydık. Hemen blograzzi sitesine girdim. Günün blogu bölümünde üç gün öncesine geldim ve bir de baktım ki benim blog günün blogu seçilmiş. Alla allaaa!!! Ciddi ciddi benim blog günün blogu olmuş. Hem şaşırdım hem de öylesine sevindim ki. Amma abarttın diyebilirsiniz; ama öyle değil işte: bu tür durumlarda tuhaf bir şekilde seviniyor insan. Yapmış olduğum şeyler için başkalarının takdirini almak gerçekten çok güzel. Yorum köşesine blogumla ilgili notlar ve başarı dilekleri bırakmış diğer blog yazarı dostlar. Hepsine tek tek teşekkür ediyorum buradan.
Ayrıca bu mutluluk duygusunun yanında öyle de bir utanç kapladı ki beni: bir buçuk ay olmuş bloga bir şey yazmayalı ve yine de insanlar beğenmiş, yorum yapmış yazdıklarım için. Kendime çok kızdım neden bu kadar yalnız bırakıyorsun bu sayfayı diye. Ama gerçekten son bir ayım çok yoğun geçti. Yazı yazmayı pek akıl edemedim. Finallere yetiştirmem gereken kısa filmlerim ve radyo programım vardı. Bunlarla uğraşıp durdum bir süre. Sonunda da tamamladım kısa filmimi ve radyo programımı. Kısa filmimin adı: Gitme Döngüsü, radyo programımın adı da: Engel Tanımayanlar. Hatalarım olsa da sonuç olarak projelerimi tamamladım ve okulun bitmesi için artık gün sayıyorum. Bakalım okul tatile girince yaz döneminde ne tür maceralar beni bekliyor olacak. Bir sinema setinde mi, bir televizyon stüdyosunda mı yoksa hiç alakası olmayan bir yerde mi bulacağım kendimi. Bekleyip göreceğiz.


Yazının devamını okuyun...>>

İletişim Formu